Prof. Dr. Haydar Baş
"İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır."
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Milli Ekonomi Modeli | Bu sayfalardan Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okuyabilirsiniz.

Emek Talebi

Emek talebini belirleyen parametreleri tespit ederek konumuza başlayalım. Buna bağlı olarak emek arzı ile talebi arasındaki dengenin fiyat esnekliği ile sağlanıp sağlanamayacağı da bir diğer meseledir.
Emek talebini belirleyen parametreleri üç kısımda ele alabiliriz: Üretim miktarında meydana gelen deği­şiklikler, işçi ücretleri, teknolojik değişiklik.
Emek talebi üzerinde üç parametrenin aynı anda et­kisi olabileceği gibi, bazen iki ya da bir tanesinin etki­si de olabilir.
Bu üç madde içerisinde en önemli olan birinci maddenin açılımını sona bırakarak diğer maddeleri ele alalım.
İşçi ücretlerinde meydana gelen artış emek tale­bini azaltacağı gibi, işçi ücretlerinde meydana ge­len düşüş de emek talebini arttıracaktır.
Teknoloji de ilerleme emeğin verimini arttıraca­ğı için işsizliği arttırıcı yönde etki yapacaktır. An­cak teknolojinin ilerlemesi aynı zamanda milli ge­lirin artması ile doğru orantılıdır.
Bu sebeple bir taraftan teknoloji gelişirken, di­ğer taraftan hizmet sektörü büyüyeceği için tek­nolojinin sebep olduğu işsizlik, hizmet sektörü ve yeni iş sahaları ile giderilecektir.
Yani teknolojide yaşanan ilerleme orta ve uzun vadede emek talebinde bir azalmaya sebep olma­yacaktır.
Sadece belli sektörlerde emek talebinde yaşanacak daralma, başka sektörlerde ortaya çıkacak emek talep artışı ile dengelenecektir.
Emek talebini etkileyen unsurlar içerisinde en ö­nemlisi üretim miktarında yaşanacak değişikliktir. Bu değişiklik kapasite kullanım oranlarında yaşanacağı gibi, yeni yatırımlardan yani sabit sermaye artımın­dan da kaynaklanabilir.
Kapasitesini arttırmak isteyen firmalar, buna bağlı olarak emek talep edecektir. Aksine kapasi­tesini azaltmak isteyen firmalar ise işçi çıkartma yoluna gideceklerdir. Burada önemli olan firma­ların kapasitelerinde meydana gelen değişimin se­bebinin tüketimde yaşanan değişime endekslen-miş olmasıdır. Firmaların üretim kapasitelerinde meydana gelecek değişiklikler piyasadaki tüketim miktarı ile doğrudan alakalıdır.
Ancak tüketimde yaşanan değişikliklerin istihdam oranlarına yansıması aynı anda olmaz. Piyasa beklen­tilerine göre bu yansıma süresi değişecektir. Örneğin tüketimde meydana gelen bir daralma karşısında fir­malar hemen kapasite kullanım oranlarını düşürmez, gelecekle ilgili beklentileri olumlu ise firmalar belli bir dönem stoklarının artmasına sabredecektir.
Yine stok maliyetleri düşük ise firmaların stoklara tahammül etmesi daha kolay olacaktır. Ayrıca tüke­timde meydana gelen daralmanın şiddeti, firmaların üretim tarzları, işçi çıkartmanın maliyetleri gibi konu­lar tüketim ile istihdam arasındaki yansımanın gecik­mesini belirler.
Tüketimde meydana gelen artışlar ise eğer ka­pasite artımı ile karşılanacaksa hemen, yeni yatı­rımlar gerekiyorsa belli bir zaman diliminden son­ra gerçekleşeceği için istihdama yansıması belli bir süre sonra olacaktır.
Ancak belli bir süre sonra da olsa tüketimde meydana gelen değişiklikler üretim hacmini, o da istihdam oranlarını etkileyecektir. Esasında Phi­lips Eğrisi(4) olarak ifade edilen enflasyon ile iş­sizlik arasındaki bağıntı gerçekte tüketim ile iş­sizlik arasında kurulabilir.
Çünkü her tüketim artışı enflasyon yapmaya­cağı gibi maliyet enflasyonu tüketimde bir artış sağlamaz, işsizliği de azaltmaz, dolayısıyla eko­nomilerde hem işsizlik, hem de enflasyon aynı anda ortaya çıkar. Oysa bağıntı, tüketim ile işsiz­lik arasında kurulduğunda tüketim hacminde meydana gelen değişimler ile işsizlik oranları a­rasında ters yönlü bir ilişki olduğu görülecektir.
Kapasite kullanım oranlarında meydana gelen a­zalmadan dolayı emek talebinde yaşanacak daral­ma, reel işçi ücretlerini de olumsuz yönde etkiler.
Örnek vermek gerekirse daha önce 10 işçi ile çalışan bir fabrika kapasitesini düşürme kararı verip eleman sayısını 7'ye düşürdüğünde toplam istihdam azalacağı için işsizlik artacaktır.
İşsizliğin artmasından dolayı reel işçi ücretleri de azalma eğilimine girecektir.
Bir taraftan işçi ücretlerinin düşmesi emek ta­lebini arttıracak yönde etki yaparken, emek talep daralmasının sebebi tüketim eksikliğinden dolayı olduğundan, işçi ücretlerinde yaşanacak düşüş firmanın yeniden işten çıkardığı 3 işçiyi işe alma­sını sağlamayacaktır.
Eğer emek talebinde yaşanan daralma işçi üc­retlerinin yüksekliğinden dolayı ise, işçi ücretle­rinde yaşanan düşüş emek talebini eski seviyesine taşıyabilir. Ama eğer emek talebinde yaşanan da­ralma tüketimde meydana gelen azalmadan dola­yı ise, bu sefer işçi ücretlerinin azalması emek ta­lebini eski seviyesine çıkaramayacaktır.
Reel işçi ücretlerinin ucuzlaması genel manada fabrikaların çalıştırdığı işçilerin ücretlerini de et­kileyecektir. Dolayısıyla, tüketimdeki gelirden dolayı meydana gelen daralmaya bağlı olarak hem işsizlik olacak, hem de işçi ücretleri düşük bir seviyede konumlanacaktır.
Bu analizimizi makro düzeye taşırsak, üretim ve para konusunda da belirttiğimiz üzere büyüyen e­konomilerde üretim faktörlerine yapılan harcama­lardan elde edilen gelir, üretilen miktarı alacak bir tüketim oluşturamayacaktır.
Serbest bırakılan ekonomilerde buna paranın fa­izle birlikte piyasalardan çekilmesi eklendiğinde üretim ile tüketim arasında belli bir açığın oluşma­sı kaçınılmazdır. Bu açık üretim hacmini olumsuz yönde etkileyeceği için kapitalist modellerde pi yasalarda belli bir işsizlik görülecektir.
Bugün doğal işsizlik oranı olarak ifade edilen eksik istihdam, ekonomilerin doğasından değil, kapitalist anlayışların yanlış yaklaşımından kay­naklanmaktadır(5). Yine işçi ücretlerinin asgari ge­çim düzeyinde kararlanması da bu eksik istihda­mın doğal sonucudur.
 
Üretim ile tüketim arasındaki fark piyasanın tam istihdam düzeyinde dengeye gelmesine im­kan tanımamaktadır. Bu farktan kaynaklanan ta­lep eksikliğini bugünkü ekonomi modelleri göre­mediği için çözme yoluna da gitmemişlerdir.
Tam istihdamın yakalanamadığı ekonomilerde emek arzında meydana gelen fazlalık, işverene pazarlık avantajı sağladığı için işçi ücretleri asga¬ri geçim düzeyinde konumlanmaktadır.

4 - Hoover K., The New Classical Macroeconomics, s.24, 1998

5 - Karl Brunner and Allan H.Meltzer, The Phillips Curve and Labor Markets, s.2, North-Holland Publishing Company, 1976

© 2009 Haydarizm.com. Her Hakkı Saklıdır.