Prof. Dr. Haydar Baş
"İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır."
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Milli Ekonomi Modeli | Bu sayfalardan Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okuyabilirsiniz.

Sınırsız Kaynaklar ve Nüfus Artışı

Kaynakların sınırsız olduğu gerçeğinden ha­reketle, şu soruya cevap arayalım; insan nüfusu arttıkça ihtiyaç duyulan tüketim miktarı ile or­taya çıkan üretim miktarı arasında nasıl bir o­ran söz konusudur? Kapitalist anlayışın kuram­cılarından Malthus nüfusun geometrik olarak, gıda maddelerinin ise aritmetik olarak arttığını ifade etmişti.
 
Aşağıdaki 1. grafik incelendiğinde, para mik­tarı ve teknoloji yatırımları sabit tutulursa ve kaynakların sınırlı olduğu kabul edilirse, emek miktarındaki artış ile toplam ürün miktarındaki artış aynı oranda olmayacaktır. Bu herkesin bil­diği Azalan Verimler Kanunu'dur. Kapitalist an­layışlar kaynakların sınırlı olduğu yanılgısından yola çıkarak, emeğin marjinal veriminin sınırlı kaynaklardan dolayı azalacağını iddia etmiş ve görüşünü de Azalan Verimler Kanunu olarak ifa­de etmiştir. Buradan yola çıkarak artan dünya nüfusunun, kaynakların yetersizliğinden dolayı kendisine bakamayacağı sonucuna varmıştır.

Oysa bu sübjektif görüşü bir kenara bırakıp dünyanın gerçeklerinden yola çıkarsak, 2. grafik­te olduğu gibi para miktarı ve teknoloji kısıtlama­ları kaldırıldığında ve kaynakların sınırsız olduğu dikkate alındığında, hem emek, üretim eğrisi, hem de eğrinin eğimi sürekli artacaktır.
 
Diğer taraftan tüketilen malın miktarı arttığın­da marjinal fayda eğrisi grafik 3'te olduğu gibi a­zalacaktır. Dolayısıyla, nüfus arttıkça tüketim eğ­risi artacak ancak bu artış, nüfusun artmasından kaynaklanan üretim artışının altında kalacaktır.
 
Ekonomilerde emeğin devreye konulmasının önündeki engeller (başta sermaye engeli olmak ü­zere) kaldırıldığında, birim zamanda bir bireyin üreteceği katmadeğer, tüketeceği miktara oranla daha büyüktür.
 
Bunu çok basit bir örnekle de açıklayabiliriz; annemizin evde yemek yaptığını düşünelim, eğer yeterli malzemeye sahip ise bir gün içerisinde sa­dece kendisinin yiyeceği kadar değil, akşam eve gelecek bütün misafirleri doyuracak kadar yemek çok rahatlıkla yapabilir.
 
Esasında potansiyel olarak her birey kendi tü­kettiğinden daha fazlasını üretecek güce sahiptir. Bunun için gerekli olan kaynaklar mevcuttur. Ye­ter ki bu emeği devreye koyacak ve verimli kıla­cak ekonomi politikaları hayata geçirilsin. Bu se­beple Milli Ekonomi Modeli'mizde dünya nüfusu gelecek için bir tehlike değil aksine ümit ışığıdır.
 
Bu açıdan bakıldığında; her doğan çocuk ekono­miye bir yük değildir, bilakis tüketim miktarını art­tırarak üretimi de teşvik eden güce sahiptir. Ekono­mi bu mantıkla değerlendirildiğinde, tüketilen her malın ve emeğin, üretim kabiliyetini arttıracağı gi­bi, üretim çeşitliğinin de önünü açacak imkan sağ­lamaktadır.
 
Dolayısıyla, ihtiyaç duyulan sermaye miktarı sağla­nırsa, nüfus arttıkça, buna bağlı olarak emek miktarı da arttığında, adeta tüketim aritmetik olarak artarken, üretim geometrik olarak artacaktır diyebiliriz.
 
Milli Ekonomi Modeli, kaynakların sınırsız, in­san ihtiyaçlarının ise sınırlı olduğu gerçeğinden yo­la çıkarak, üretime odaklandığından daha fazla tü­ketimin yeterli denge düzeyine taşınmasına odak­lanmıştır.
 
Esasında bu açıdan bakıldığında Milli Ekonomi Modeli tüketim yanlısı bir denge modelidir.
 
Toplumdaki bireyler, ekonomi için bir yük ola­rak görülmemiş, aksine ekonominin büyümesi için bir kaldıraç olarak addedilmiştir. Bireyler ister üret­sinler, ister tüketsinler eğer attıkları adım doğru o­larak yönlendirilirse her zaman için ekonomiyi bü­yütecek bir rol üstlenirler.
 
Bu sebeple, bizim için iktisat bilimi sınırsız kay­naklardan maksimum istifade ederek, her doğan in­sana huzurlu bir hayat yaşatma ilmidir.
© 2009 Haydarizm.com. Her Hakkı Saklıdır.